İş dünyasında iz bırakan liderlik yolculuğunu sürdüren Pegasus Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet T. Nane, “Size Anlatacaklarım Var” kitabıyla iş hayatındaki iniş çıkışlarını, liderlik yolculuğunu ve hayat derslerini okurla buluşturdu. 37 yıllık deneyimini, iş hayatındaki dönüm noktalarını ve liderliğe bakışını paylaşan Nane, kitabın çıkış noktasını, satır aralarındaki mesajları ve kariyer yolculuğuna dair sorularımızı yanıtladı.
Röportaj, Fulya Bayraktar
Perakende vitrininin arkasında başlayan bir çocukluk, üniversite sınavında alınan ilk sert ders, farklı sektörlerde iz bırakan dönüşümler ve bugün milyonlarca yolcuyu taşıyan bir havayolunun yönetim kurulu başkanlığı… Mehmet T. Nane’nin kariyer yolculuğu, klasik bir başarı hikâyesinden çok; hatalarla, cesaretle ve sürekli öğrenme isteğiyle örülmüş bir liderlik anlatısı sunuyor.
“Size Anlatacaklarım Var” kitabıyla bu yolculuğun perde arkasını paylaşan Pegasus Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı Nane ile başarısızlığın öğretici gücünü, ekip olmanın önemini ve iş dünyasında “icat çıkarmanın” neden hâlâ zor olduğunu konuştuk.
“Size Anlatacaklarım Var” başlığı oldukça iddialı ve samimi. Bu kitabı yazmaya başlarken hangi duygular ve ihtiyaçlar ortaya çıktı?
Bu kitap, 37 yıllık bir birikimin, yaşanmış inişlerin ve çıkışların topluma karşı hissedilen bir sorumluluk duygusuyla kâğıda dökülmüş halidir. Kariyer yolculuğumdaki her bir dönüm noktasının ve öğrendiğim derslerin, bir başkasının yolunu aydınlatabileceği fikri beni harekete geçirdi.
Kitap, bir başarı hikâyesinden çok iniş çıkışlarla dolu bir yaşam anlatısı sunuyor. Okurun bu yolculuktan nasıl bir duygu ve farkındalıkla çıkmasını istediniz?
Okurların, özellikle de genç lider adaylarının ‘başarısızlığın bir son değil, aslında bir öğretmen’ olduğunu anlamalarını istedim. Çünkü gençlerin henüz yolun başında, hayatın ve kariyerin düz bir çizgi olmadığını, kriz anlarının aslında soğukkanlılığı ve çevikliği pekiştiren en değerli anlar olduğunu fark etmeleri çok kıymetli. Kitabı bitirdiklerinde, hatalarından korkmak yerine onlardan ders alıp yola daha bilinçli devam etme cesaretini bulmaları beni çok mutlu eder.
Dededen, babadan dükkâncılıkla başlayan bir hikâye… Mersin’de vitrinde geçen çocukluk yıllarınız, bugünkü liderlik anlayışınızı nasıl şekillendirdi?
Henüz üç yaşındayken babamın dükkânına adım attığımda, perakendenin ve insan ilişkilerinin kalbine düşmüşüm. O yaşlarımda, vitrin düzenlemekten kasa teslim almaya kadar yaptığım her iş, bana disiplini ve müşteriyle kurulan o eşsiz bağı öğretti. Babamın “Müşteri her gün yeniden kazanılır” sözü, bugün benim için sadece bir perakende ilkesi değil; havacılıktan finansa kadar her sektörde rehberim olan “Bugün müşterimiz için neyi farklı yapabiliriz?” sorusunun kökenidir.
“Her sektörün merkezinde insan var”

Üniversite sınavında yaşadığınız başarısızlığı kitapta açıkça anlatıyorsunuz. O “ilk tokat”, hayatınızda neyi kırdı, neyi inşa etti?
Bu, aslında hayatın toz pembe olmadığını yüzüme vuran sert bir uyarıydı. Gençliğin verdiği o fütursuz özgüveni ve her şeyin kolayca hallolacağına dair olan çocuksu inancımı tek bir hamlede kırdı. Ancak bu yıkım, çok daha sağlam bir yapının temellerini de attı. Bana başarısızlığın dünyanın sonu değil, yeni bir öğrenme sürecinin başlangıcı olduğunu öğretti. Kaybetmenin acısıyla yoğurulan bu tecrübe; bende pes etmeyen bir karakteri, disiplinli bir çalışma azmini ve en önemlisi, kriz anlarında soğukkanlı kalabilme yetisini filizlendirdi. Eğer o sınavda o tokatı yemeseydim, belki de bugünkü ‘Mehmet Tevfik Nane’yi oluşturan o bitmek bilmeyen merak ve her koşulda ayağa kalkma iradesine asla sahip olamayacaktım.
Sizce iş hayatında başarısızlık, doğru okunursa bir avantaja dönüşebilir mi?
Kesinlikle. Kariyerim boyunca öğrendiğim en büyük hakikat, başarısızlıkların en etkili gelişim laboratuvarları olduğudur. Aynı hatayı iki kez yapmamak, o hatadan süzülen dersi kurumsal bir hafızaya dönüştürmek başarının gerçek anahtarıdır. Başarısızlık, eğer doğru analiz edilirse bireyi ve kurumu çok daha dayanıklı, esnek ve vizyoner bir yapıya kavuşturur.
Teknosa, Carrefoursa ve Pegasus… Farklı sektörlerde iz bırakan liderlik hikâyeleriniz var. Bu dönüşümlerin ortak paydası neydi?
Farklı dünyalar gibi görünseler de aslında hepsinin merkezinde ‘insan’ var. Benim için her yeni sektör, merak duygumu tetikleyen ve bana yeni perspektifler kazandıran bir keşif alanı oldu. Boğaziçi’nde kazandığım çok boyutlu düşünme yetisiyle; finansın disiplinini, perakendenin hızını ve havacılığın operasyonel gücünü birleştirdim. Ortak payda; sürekli öğrenme isteği ve her temas noktasında bir fayda yaratma gayesiydi.
Kitap boyunca ekip vurgusu çok güçlü. İyi bir lideri iyi bir yöneticiden ayıran en temel özellik sizce nedir?
Yönetici süreçleri yönetir, lider ise insanlara ilham verir ve onlarla büyür. İyi bir liderin en büyük farkı, duygusal zekâ (EQ) ile analitik zekâyı (IQ) aynı potada eritebilmesidir. Bizim anlayışımızda liderlik, sadece rakamsal sonuçlarla değerlendirilmez; insanların fikirlerini özgürce söyleyebildiği, kendilerini geliştirebildiği ve ortak bir anlama ikna olduğu bir kültür inşa etmekle ölçülür.
“İcat çıkarmak, kültür meselesidir”
“İcat çıkaran yönetici” olarak anılıyorsunuz. Bugünün iş dünyasında cesur fikirler üretmek neden hâlâ zor?
Büyüklerimiz “eski köye yeni adet getirmek” derdi, şimdi “icat çıkarmak” deniyor… Ama iş dünyasında ‘icat çıkarmak’ için sanıldığı kadar kolay bir zemin yok! Çünkü bugün cesur fikirler üretmenin önündeki en büyük engel, değişimin baş döndürücü hızıyla gelen o devasa belirsizlik bulutudur. İnsan doğası, bilinmezlik karşısında genellikle kendini korumaya alır ve bildiği güvenli limanlara, yani alışılagelmiş yöntemlere sığınmayı tercih eder. Birçok yapıda hata yapma korkusu, en parlak fikirlerin henüz doğmadan boğulmasına neden olur. ‘İcat çıkarmak’ statükoya meydan okuyan bir kültür meselesidir. Eğer hataları stratejik birer durak olarak gören, esnek ve sürekli öğrenmeyi teşvik eden bir zemin oluşturabilirseniz işte o zaman gerçek anlamda fark yaratan fikirlerin önünü açabilirsiniz.
Genç yöneticilere en sık söylediğiniz ama kitapta belki satır aralarında yer alan bir tavsiye var mı?
Onlara en önemli tavsiyem; içlerindeki meraklı çocuğu asla susturmamalarıdır. Bilginin bu kadar ulaşılabilir olduğu bir çağda, asıl farkı yaratan ‘öğrenmeyi öğrenmek’ ve kendini tanımaktır. Kendi güçlü ve zayıf yönlerinizin farkında olursanız, başkalarına da kendinizi doğru anlatabilirsiniz.
Bu kitap, bir “hesaplaşma” mı, bir “miras bırakma” mı yoksa yeni bir başlangıç mı?
Bu kitap, geçmişle barışık bir içsel yolculuk ve gelecek nesillere bırakılmış samimi bir mirastır. 37 yıllık bir kariyer yolculuğunun tüm tozunu, çamurunu ama en çok da o yolda biriktirdiğim eşsiz manzaraları paylaşıyorum. Gençlerin bu deneyimlerden feyz alarak kendi yollarını daha güvenle çizmelerini sağlamak, benim için toplumsal bir görevdir.
Okur kitabı bitirdiğinde Mehmet Nane’yi tek bir cümleyle nasıl hatırlasın istersiniz?
37 yıllık iş hayatımda cebimde biriktirdiğim ne varsa; başarımı, başarısızlığımı, hayal kırıklıklarımı ve heyecanlarımı benden sonrakilere aktarma ihtiyacı hissederek yazdım bu kitabı. Okurun zihninde de hayatın her anından ders çıkaran, esnaflığın samimiyeti ile modern dünyanın disiplinini birleştiren ve merakının peşinden gitmekten hiç vazgeçmeyen samimi bir ‘yol arkadaşı’ olarak iz bırakmak isterim.






